23 Ocak 2010 Cumartesi

mutlulukla mutsuzluğun sentezi sende bulduğum.
gelişin bi büyü gibi..
bi cadının mı bi melekenin mi elinden çıkma, bilmiyorum.
ama geldin.
şarkı sözleri diyor ya, aynı şehirde nefes alma zırvaları
ama gerçekten içime çektiğim her havada senin kokun senin tadın.
özlemişim seni, istanbulunu..
kalbinde taşıdığın sevgi değil ki
sevişmek için,yanında vitrin diye taşıdığın o kuklalardan banane!
bana senin kalbin lazım.
oraya yasaklıdır benden başka endamlar...
biliyorum, çok narsist bir yaklaşım belki ama
sanada herşeyin en güzeline sahip olmak yakışır.
tıpkı benim sana yakıştığım gibi.
sana aşığım.
tıpkı
benim
dudaklarımdan düşen bu iki kelimenin sadece sana yakışacağı gibi..
aşığım sana
bitanem
bitanem
hep böyle dersin sen bana
içinde
bir
yerlerde
bir
olduğumu da biliyorum..
aşk.
.geldin.
noktalar arasında,
virgülüm olmaya geldin!
bir ünlemle mi?
yoksa bir soru işaretiyle mi...
üç noktamın belirsizliği olmaya
geldin

17 Ocak 2010 Pazar

bulut

seni gittin diye unutamam
solduramam verdiğin papatyayı
dönmezsin diye korkamam
yırtamam yazdığın mektupları...
vaatlerin yalan olsa da
umutlarımın sahici olduğu dünyada
buluşacak ellerimiz
ve sen o gün
bana hiç yağmuru olmayacak
bulutlar armağan edeceksin...

14 Ocak 2010 Perşembe

saniye saniye değişir mi insanın modu? benim değişiyor. bi an bakıyorum kederin dibine vurmuşum, kötümserim, mutsuzum. bi an da bakıyorum sanki müjdeli bi haberle kendimden geçmişim. sanki dünyadaki bütün insanlar bana çalışıyor. bu hissi bilir misiniz? aslında hayat dediğimiz tanrının yazdığı bi senaryo. kişiye özel. bana özel. bireyler, yani sizler bana oynuyorsunuz hep. "onun şu anda mutlu olması gerek" diyorsunuz, sonra da hemen bana müjdeli bir haber veriyorsunuz. ya da tam tersi. of bilmiyorum. kısacası bu hayatta bir tek ben varmışım gibi hissediyorum bazen. başrol oyuncusu ben ve yanındaki hiçkimseleri...
böyle garip bir ruh halindeyim işte havalardan mıdır nedir ki bilinmez. saçma sapan diziler filmler izleyerek doğru aşkı, doğru savaşı, doğru dramı oralarda arıyorum bu sıralar. kendimden kaçarak. düzenden uzaklaşarak... bu yazdığım şeyler arasında da hiçbi düzen yok nitekim.

13 Ocak 2010 Çarşamba

karışık

ben de denedim başkalarıyla yapabilmeyi. başka tenlerde senin kokunla mutlu olabilmeyi...denedim. cidden denedim. olmuyor diye kestirip atmadım. senden kurtulmak, seni sevmemek için çok çaba harcadım. insan kendini bırakamaz ya, yüreğini söküp atamaz ya. sanki düşüncelerinden, duygularından kurtulmak istersin de kurtulamazsın. ben de senden kopamadım. sen benim yaramdın, benim yaram iyileşmedi. kabuğunu da koparamadım. sen bana aittin, ben de sana.
ve sana söyleyecek o kadar çok sözüm var ki. kal demek isterken gitmelisin bence demek gibi. içimden sana sarılmak gelirken sanki bir yabancıymışsın gibi, gözlerimi gözlerinden kaçırmak. bensiz yapabileceğine inanmak. sensiz yapabileceğime inandırmak.
ama özlüyorum. mutlu olduğumu, sevgini kazanmak için terler dökmediğim günleri o kadar özlüyorum ki. doğallığı. biz zaten hep vardık, arada sadece nefes almak için dışarı çıktık der gibi. ama biz seninle uzun zamandır bu dünyadan çok ama çok uzağız. keşke... Keşke geri dönmenin bi yolu olsa...
hayallerim var. hayaller kuruyorum. kafamdan geçenleri, senle kendime kurduğum dünyayı bi tanısan, bir girsen içine. sonsuza dek beraberiz. turuncu bir gökyüzünün altında toz pembe bulutlara bütün beyazlığımızla oturmuşuz. gözgöze, dizdize. bütün kötülüklerden, bütün dertlerden uzak-biz bir olduk mu her şey yalan çünkü. senin için canımı bile vermeye gözümü kırpmadan hazır olduğumu göremiyor musun hala? hala bu yalancı, ben olmayan kişinin seni sevmediğine mi inanıyorsun? seni deli gibi arzuladığımı, seninle 1 saat sadece karşılıklı oturmak için bile neleri göze alabileceğimi tahmin edemiyor musun?
her şeyimi kaybettim. sen gittin. onlar gitti. ben gidemedim. kaçamadım senden. seni sevdiğimden kaçamadım. kaçmak istediğimden değildi belki de, sadece senin sevmemenden kaçtım. sana korkak diyorum kolay "aşk"lara kaçacak kadar korkak olduğun için ama esas korkak benim. beni üzmenden köşe bucak kaçtım. ben cesur olamıyorum artık.
sen kolaya kaçarken kendimi zorlamak, kendime ihanet ediyormuşum, yalan söylüyormuşum hissi veriyor. oysa...
oysa ki sen olsaydın. senin ismin olsaydı yaşamımın koca bir asırlık saniyelerinde...her şeyi yapabilirdim.
dünyayı bırakırdım. yeni bir dünya kurardım. sen ve ben ve mutluluk.
dedim ya, cesaretim sendin. aldın götürdün kendinle beraber. ve aynı zamanda mutluluğumu da, coşkuyu da götürdün kahkahayı da... tebessümler kaldı.
seni seviyorum.
seviyorum işte. bu, anneme babama duyduğum sevgiden daha farklı. bana aşık olduğunu sanan çocuğa hissettiklerimden daha farklı. benim iyiliğimi düşünen arkadaşlarıma duyduklarımdan da farklı.
ben SENİ seviyorum. çoklu bir özne degilsin sen. sen benim hala birtanemsin. senden başka yok bende. bak en azından ben kendime itiraf etmekten korkmuyorum.
sen de ben de korkağız aslında...
ama belki sen şu an karşımda oturuyor olsaydın, ben de bu satırların yerine cok daha farklı kelimeler döküyor olurdum.
keşke demenin bi anlamı olmadığına göre, ümit etmekten ümit etmekten başka bi çarem kalmadı artık..

11 Ocak 2010 Pazartesi

Seni sevmeler cumhuriyetinde…
Gözyaşlarım…
Kafiye olsun…
Diye değil…
Nasıl zorsa bitti demek, ismin harf harf, sökül sökül ufalıyor dudaklarımda…
İçimde sanki bir bulanıklık.
Karmakarışık.
Uzak.
Beraberiz, toprağın altında ölüme elele tutuşmak gibi.
İki kırlangıcın bir sağ kanadı, bir sol… Özgürlüğe, birliğe fazladan bir çırpınış.
Yara aldıysa faydasız, bir kanatla uçamaz kuşlar.
Doğanın dengesi.
Bir yan sen, bir yan ben.
Aşk gibi.
Ben burada, sen orada.
Özledim… Bizi bağlayan tutkal, ağlatan yağmur, sen ve ben…
Sevmiyorum seni
Eksiğim sadece.
Sensiz eksiğim. Yok değilim, eksiğim. Ben eksi bir.
Gülüyorum eğleniyorum.
Eksiğim oysa. Kimse fark etmiyor. Çıplağım. Kıyafetim yok. İpekten kumaşlar bezemişim üstüme, çıplağım.
Utanıyorum.
Ben gülebilirim ama gülüşlerim çıplak.
Eksik.

8 Ocak 2010 Cuma

zafer

Kimisi yetinir.
Kimisi perdeleri tırmıklar, önündeki engelleri yumruklar aşmak için, daima mükemmeli görebilmek için.
Yetinenlere göre çabalamak gereksizdir.
Çabalayanlara göre yerinde saymak, bundan zevk duymak aptallıktır.
Oysa insan tırmanabileceği merdivenleri gözüne kestirdiği anda koşmadan, nefes nefese kalmadan ama çok da oyalanmadan tırmanmalıdır zirveye. İnsan sadece tek bir merdivenle tırmanabilir zirveye. Kişiye özgüdür, başkalarının gittiği yoldan gidemez birey. Çünkü bir kere üstüne basılmış merdivenler tozludur, taş toprak olursa onlara basıp düşebilir. İnsan bilir, farkındadır bir yolu nasıl ve ne kadar hızlı alabileceğini. Başkasının yolundan gitmek, kendine ait olmayan hayalleri gerçekleştirmeye çalışmak ve sonunda mutlu olmamaktır. O yüzden özgün olmalıdır insan. Kendi yolunu inşa ederken yorulmamalıdır insan. Evet o yolu çıkarken daha çok yorulacaktır, belki bazen ayak kayacaktır birkaç basamak aşağı düşecektir fakat…
Fakat o yukardan, kat ettiği yolu izlemek gibisi yoktur. İnsanın yüreğini okşar, böbürlendirir. Evet belki kendi egosu yüzünden yüksekten düşme riski vardır ama zirvenin o tertemiz kokusunu bir kere içine çekmek her şeyi başarabileceğinin kanıtıdır insana.
İnsan mükemmeldir. İnsan, Özünde mükemmeldir. Özündeki o kaplanı, o hırs küpünü, o zafer açını yukarılara taşımak için savaşmalıdır. Bunun için önce inanmalıdır yapabileceklerine. O kadar inanmalıdır ki, kimseyi umursamayıp “Ben tabiî ki yaparım, ben yapamazsam kimse yapamaz” gibi beylik laflar da edebilmelidir. Fakat sonra hem kendi iç dünyası için, hem de dışarıya mahçup olmamak için canını dişine katmalıdır. Biraz istek, biraz inanç, çokça çaba… Her şeyin reçetesi bu…